Dijital çağın hızla gelişmesiyle birlikte, insanların teknolojiyle olan ilişkisi her geçen gün daha karmaşık bir hal alıyor. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve oyun konsolları artık yalnızca birer eğlence aracı olmaktan çıkıp adeta birer “bağlantı noktası” haline geldi. Maalesef verilere baktığımız zaman aile içi bağların kopma noktasını geçtiğini birlikteliklerin zaruri ihtiyaçtan dolayı sağlandığı günleri yaşıyoruz. Birbirimizden uzaklaştığımızı kimse inkar etmiyor artık ama kimin nereye yaklaştığını ise yaşadığımız sorunlarla ancak anlayabiliyoruz.
“Dijital Dünyanın Çekim Gücü”
Çocuklar, dijital dünyanın sunduğu sınırsız içerik ve iletişim imkanlarına hızla kapılıyor. Sosyal medya platformları, çevrimiçi oyunlar ve video içerik platformları, kullanıcıların ilgisini çekmek için tasarlanmış renkli ve dinamik bir evren sunuyor. Bu platformlar, çocukların gerçekleşmiş sosyal ilişkilerinden uzaklaşmasına neden oluyor, onları sanal bir parça haline getiriyor. Ancak bu topluluklar, yüz yüze iletişimden yoksun, yüzeysel ve çoğu zaman geçirici ortamlar sunarak maalesef çocuklarımızın geleceklerini ipotek altına alırken bizleri de bir bilinmez sorunlar yumağının içerisine bırakıyor.
“Aile”
Teknolojinin büyümesi, çocukların aileleriyle olan bağlarını bitirmiş durumda. Ebeveynlerimiz çocuklarıyla hatta birbirleriyle vakit geçirmek yerine, ekranların başında vakit geçiriyor. Bu durum, aile içi bağlantıyı daha da kötüleştirirken, kişilerin duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasını ve sorunların anlaşılmasının zorlaşmasına neden oluyor. Çocuklarımızın bedenleri yanımızda beyinleri bizden çok uzaklarda, dijital dünyada kendilerine ait bir “kaçış alanı” buluyor. Ancak bu alan, çoğu zaman yalnızlık ve tatminsizlik hissini beraberinde getiriyor.
“Rol Modeller”
Çocuklar, dijital dünyada kendilerine ait yeni rol modelleri ve idol figürler buluyor. YouTube içerik üreticisi, Tiktok videoları, İnstagram, sosyal medya fenomenleri ve çevrimiçi oyun karakterleri, insanların hayranlık duyduğu ve taklit ettiği figürler haline geliyor. Bu bireyler, çocukların değer yargılarını şekillendirebiliyor. Ancak bu rol modellerin çoğu, çocukların sağlıklı bir şekilde katkı sağlamalarından uzak, yüzeysel ve tüketim odaklı bir yaşam tarzını teşvik ediyor.
“Sosyal Hayat”
Teknolojinin üretilebilmesi, çocukların gerçek anlamda sosyal özelliklerini değiştiriyor. Yüz yüze iletişim yerine, ekran aracılığıyla kurulan resimler, insanların empatisi ve sosyal özellikleri olumsuz etkileniyor. Çocuklar, sanal dünyada daha fazla vakit geçiriyorlar, gerçek kişilerarası arkadaşlıklarını ihmal ediyor ve yalnızlık hissi artıyor. Bu durum, kişinin ruh hali olumsuz etkilenerek, anksiyete ve mevcutları gibi ilişkilerle yol açabiliyor.
“Bir bukle çözüm”
Çocuklarımızın teknolojiyle olan ilişkisini tamamen kırmak mümkün değil, ancak bu akışa teslim olmayı kabul edemeyiz artık ekranlardan ibaret olan sosyal hayatımızı ekranların dışına taşımamız, aile içi iletişimi güçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü buna Çocuklarımızın dijital dünyada kaybolmasını önlemek için, onların gerçek dünyada sağlam bir bağ kurmak adına yapmak zorundayız.
Unutmayalım ki, onların onlardan uzaklaşmasını engellemek, onlara sevgi, ilgi ve anlayışlarla yaklaşmaktan geçiyor. Dijital dünyanın cazibesine kapılan sevdiklerimizi geri kazanmak için, onlara gerçek birer rehber olmalıyız. Çünkü insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, sanal bir ekran değil, gerçek bir bağdır.
Selamünaleyküm Sağlıcakla Kalın…